Yemek kitabından masallar….

Evet, son günlerde yemek kitabından masallar okuyoruz. Başlıca kitabımız girit yemekleri. Kitap ot salataları, otlu çorbalar, etli otlar, zeytinyağlı otlar, otlu börekler, otlu tatlılar (tamam abarttım :) dolu.

- Anne hadi bana yemek masalı oku.

- Tamam kızım. Bir varmış bir yokmuş, zamanın birinde bir iri soğan, bir mis kokulu domates, bir demet maydanoz tarlalarda mutluluk içinde yaşarmış. Sonra bunlar hepberaber pazara gitmeye karar  vermişler. O sırada pazara gelen N. ve annesi bu malzemeleri almış, soğanı bir güzel doğramış, domatesi rendelemiş, tencereye miiis gibi zeytinyağını koymuş ve biraz kavurup et ilave etmişleeerrr….şeklinde tarife göre değişen onlarca yemek masalımız var :)

- Tarlanın birinde yabani yabani turp otları yaşarmış. Bir gün N.’nin anneannesi o otların arasına dalmış. En taze filizlerinden toplamış, haşlamış, zeytinyağı ilave edip salatasını yapmış. Bizm N.’de parmaklarını yalayarak turpotlarını yemiş, suyunu içmiş v.b.

Giritlilerin ota düşkünlüğünü cümle alem bilir de, anneciğimin hafta sonu köydeki son bombasına ben de şaştım kaldım.

Bahçeye daldı, domatesin, kabağın taze yapraklarından, büyümekte olan kabakların ucundaki kabak çiçeklerinden, asma yapraklarından (daha ekşimsi olan bir tarafları varmış o yaprakların bilemedim :) topraktan kendiğilinden fırlayan semizotundan ve ne kendisinin ne de benim adını bilmediğimiz bazı otlardan derledi topladı, bir soğanla birlikte zeytinyağında biraz kavurdu. Aman Allahım. O ne lezzetti ve güzellikti öyle. Kızım da bayıldı karışıma :)

Anneannem yaparmış, “kızım eskiden yokluk vardı, şimdiki gibi pazarlar kurulmazdı ki, bahçende ne varsa o. Anacığım da domates, kabak, artık bahçede ne varsa yaprağından toplar bize yemek yapardı” dedi.

Bu arada bahçemiz nefis oldu. Bu hafta fotoğraf çekemedim. Umarım haftaya :)

Güzel, bol otlu, ferah, sağlıklı haftalarınız olsun :)

İsyan

Ahlak sizin tekelinizde.

Din, islam, inanç sizin tekelinizde.

Yatak odalarımız sizin.

Memleket, vatan,  bayrak sevgisi zaten külliyen sizin.

Olmadı, biz vatan satan, ahlaksız, inançsız sapkınlarız.

Yaşam hakkı sizin tekelinizde, yaşatırsanız yaşarız.

Yargısız infazlar, paranoyalar, nefret hep sizin.

klişe 3 cümleyle asar,

beş cümleyle keser, bir virüsle hapsedersiniz.

Hey siz.

Şunu bilin.

Ben anayım…Sabretmeyi bilirim…

Evladımın geleceğine, karakterine,

özgürlüğüne uzanan eli kırarım…

Susuyoruz diye sindik sanmayın…

Çocuk acımasızlığı…

Hafta sonu yine köydeydik. Herşey yine güzel hoş, kızım mutlu mesut.

Bir ara bahçede bir ses duydum. Evin küçük oğlu C. (5 yaşında) canhıraş bir şekilde bağırıyor.

- N. senin baban maban yok işte yok, bak yoooookkkk….

Bahçeye fırladım. Kızım şaşkın ve de biraz boş gözlerle bakıyordu.

- Aaaa olur mu C. yavrum. N.’nin tabii ki babası var ama yanında değil, uzakta çalışıyor.

Kızım tepkisiz aynı boş gözlerle bana bakar, C. de bakar ve konu kapanır.

Sonrasında oyuncakçı amcamızın (danışmanımız) söylediklerini hatırladım ve hatayı kendimde buldum.

Hiçbir şekilde çocuğun kendisi veya çevresi boşlukları doldurmasın. Onlardan önce siz davranın.

Ben boşluk bırakmıştım. Arkadaşlarımın çocuklarıyla konuşmalarını sağlamalıydım. İlla ki dikkatlerini çekecekti uyanık bebelerin :) Çocuklar babalarına babişko dedikçe, kızımın da gülerek babişko diyorlar anne demesini önemsemeliydim, illa ki babalarıyla ilgili aralarında konuşma geçeceğini tahmin etmeliydim. Geç kaldım ama neyse hasarsız atlattık gibi.

(başlığa gelince, hep çocuk acımasızlığı denir bu tür durumlara. Halbuki çocuk söylediklerinin travmatik olduğunu nereden bilsin. Birbirlerini sürekli kızdırmaya çalışıyorlar N. ile C. Kızım da C.’yi gıcık olduğunu anladığı konularda fena sinirlendiriyor, damarına basıyor :) baba meselesi de onlar için böyle birşeydi.)

Köyde

Çocukluğuma dair en ferah, en güzel anılar,  köye gittiğimiz ve teyzemlerde kaldığımız günlere aittir. Eski rum evlerinden bozma evin üst katında çoluk çocuk yerlere atılan döşeklerde,  kanaviçeli ve dantelli, boynumuzu ağrıtan koca yastıklarda, her yaş grbu kendi aralarında şakalaşırken uyuyakalırdık. Tezek kokusu, her zaman nedense hep serin hissettiğim hava, sabah gün ağarırken uyanmalarımız, horoz sesleri, karpuz toplamamız, mısır tarlasına dalmamız ve bahçede kurulan kazanda kaynayan mısırları dişlemelerimiz asla unutamadıklarım.

Şimdilerde köy oldu neredeyse şehir, yanına bucağına süper lüks tatil köyleri kuruldu, rahmetli teyzemin evi, kesme taşlardan dört beş asırlık ev hala zor da olsa ayakta.

Kızımın da benzeri anıları olmasını çok istiyordum bu şehre gelirken. Köyümüzün köylükten çıkması, uzaklığı v.s. derken, şehrin girişindeki (merkeze 20 km) köylerden birinde bir ev kiraladım. Ortak olarak da  yanıma can dostum ve ailesini aldım. Maliyeti de böylece epey düşürdüm. Yalnız kalmadım v.s. :) Bir dönüm de bahçesi ve çok tatlı komşuları olan bir ev.

Bu hafta sonuna kadar günübirlik gidip, bahçede oynayıp, komşunun inekleri, tavuklarının arasında kızımı hayvanlara alıştırma çabalarında bulunarak, odun sobasının sıcağındaki öğle uykusundan sonra, sütümüz, yumurtamızla evimize dönüyorduk.

Bu hafta sonu ilk kez köyde kaldık :) Evimizi paylaştığımız dostlarımız da geldiler. Kalabalıkla yer sofrasında yapılan kahvaltılar, temiz hava, bol güneş nefis bir hafta sonu geçirdik. Kızıma da çok güzel bir 23 Nisan armağanı oldu.

5 ve 7 yaşındaki iki canavara karşı kızımın varolma mücadelesini ise bilahare anlatacağım :)

Bekar anneler birlikte.

Bu blogu açarken amacım hem kızımla anılarımızı hem de bekar anneliğe dair yaşadıklarımı paylaşmaktı. Paylaşımlar arttıkça, gelen mailler ve yorumlardan bekar annelerin bir araya gelebileceği bir platforma ihtiyaç olduğu ortaya çıktı.

Bugün itibariyle bir yahoo grup açtım bekar_anneleriz@yahoogroups.com

Türkiye’de bekar annelikle ilgili google aramalarında dahi doğru dürüst sonuç çıkmadığından, bekar anneliğin ne olduğuna dair bir tanım dahi olmadığından, ne hukuksal zeminde, ne de psikolojik ve maddi destek boyutunda tanınmıyoruz. Hatta daha aile olarak bile görülmeyebiliyoruz çok insanın gözünde.  Evlenip, ardından boşandıysanız, eski kocanız da sorumluluk sahibiyse maddi ve manevi destek alabilirsiniz. Eşiniz vefat etmiş ve bu şekilde bekar anne olduysanız devlet size destek verebilir. Eğer sevgiliniz yoksa. Çocuklarımızın gelişiminde babayla ilgili karşılaşılan sorunlarda nereye başvuracağımızı, ne yapacağımızı, ilişkilerini, varlıklarını ve yokluklarını nasıl açıklayacağımızı bilmiyoruz. Umarım bu yahoo gruptaki paylaşımlar tüm bekar anneler için faydalı olur. Gün gelir örgütlenmemizi ve haklarımızı örgütlü bir şekilde aramamızı sağlar.

Sonuç olarak tüm bekar anneleri, yaşadıklarımızı ve sorunlarımızı paylaşmak üzere gruba davet ediyorum.

Hayırlı, uğurlu olsun :)

Tam 2 yıl oldu.

Nerelerden nerelere geldik yavrum birlikte. Tam 2 yıl önce, seni ilk gördüğüm günden bugüne neler yaşadık, neler atlattık, nelere sevindik, nelerde coştuk. Ülke değiştirdik, defalarca ev değiştirdik, kreş değiştirdik, yollara düştük, evde, oyun alanında, sokakta, hayvanat bahçesinde düştük (hayvanat bahçesinde düşen bendim ve kızım elimden tutup kalkmamı sağlamıştı) hastanelere gittik, iyileştik, tatil yaptık, köyde tavuk kovaladık, bol bol müzik dinledik, oyun oynadık, birbirimize kızdık, barıştık, sarıldık ve hatta beraber ağladık. Hayatımın en güzel iki yılı seninle geçti yavrum.

Önümüzde koca bir ömür, atlamamız gereken onlarca engel, çözmemiz gerekecek yüzlerce sorun olacak. Herşeyi birlikte atlatacağız yavrum. Gün gelecek kafan karışacak, gün gelecek neden diyeceksin, gün gelecek sabahların köründe karşılıklı göbek atacağız, gün gelecek ben yüzünde bir tebessüm olmak için bin takla atacağım yavrum. Her ne olursa olsun, ben hep yanında olacağım, herzaman. Seni asla bırakmayacağım yavrum. Tanrı bizi ayırmadıkça.

 

Zamanla herşey oturduğunda yerli yerine, geride aklımızda sadece güzel anılarımız kalacak. Birlikte ne kadar eğlendiğimiz, ne kadar çok gezdiğimiz, coştuğumuz, paylaştıklarımız kalacak. Herşey oturduğunda, herşey kabullenildiğinde seni ne kadar çok sevdiğimden, sana ne kadar çok değer verdiğimden, herşeyim olduğundan emin olduğunda,  sevgi dolu, huzurlu, güvenli ve dimdik bir insan olarak karşımda olacaksın. Bundan eminim kızım. Benim birtanecik kızım. Dünya güzeli kızım. Birlikte nice yıllarımız olsun.

Evde babana gösterirsin ve genetik aktarım.

Nedir bu evde babana gösterirsin modu insanlardaki anlamıyorum.

Kuaföre gidersin.

Kuaför.

- hadi gel saçlarını yapalım, evde babana gösterirsin.

Doktora gidersin.

- Hadi bakalım, göz muayenesi nasıl olur, iyice bak çocuğum, evde babana gösterirsin.

Bir çocuğun babası olmama ihtimali bu kadar mı düşük bu memlekette? Ayrıca babalar çocuklarının şov yaptığı, üstünlüklerini, güzelliklerini sergiledikleri bir otoriteden öteye gidemiyorlar mı?

Neyse dün göz doktoruna gittik. Ana-kız kontrollerimizi yaptırdık.

Doktor, kızınız göz rahatsızlığını sizden almış, hipermetrop astigmat dedi. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim.

Anneme söyledim, “kızım, senin kızın ana rahmine düştüğü andan itibaren sizin kaderleriniz çizilmiş. Senin küçüklüğünün kopyası, davranışları, konuşması, huysuzlukları herşeyi. Göz de çekmiş işte sana şaşırma”

Peki anne :)

Arkadaşk…

Kızım aşık sanırım.

Onu gördüğünde gözleri başka parlıyor. Uyumadan önce kendine ninni söylerken, önce benim ismimi, sonra onun ismini söylüyor. —Aaaaannneeeeee, dooorruuukkk, aaanneeeee banyodaaaa, dooorruuuk okuldaaaa.

Okula gidilmeyen her gün, Doruk’un evimize gelmesini istiyor. Hatta oyunlarında kapı zili çalıyor, açıyor doruk. Gel gel doruk, ben seninle oyuncaklarımı paylaşıcam diye içeri davet ediyor :)

Sabah uyanıyor, anne doruk erkek di mi? Siyah giyer o, bir de mavi. Anne doruk annesinden benimki gibi yatak istiyormuş biliyor musun?

Doruk özgürlüğüne düşkün bir arkadaşımız. Kreşe hemen hemen aynı zamanda başladılar. Önce çok yakın görüşüyorlardı. Doruk bir hafta İstanbul’a tatile gidip gelince kızıma ilgisini kaybetti. Dönüşte Doruk’u özlemiş olan kızım, ona fazla sarılınca, burnunun üstüne yumruk yedi :(

Bu olayın sonrasında oynadığımız evcilikte geçen diyalog.

- Aaa kızım bak doruk gelmiş, sana ne diyor şimdi?

- canım, gel oynayalım diyor anne.

- Sen ne diyorsun,

- Git seni istemiyorum diyorum :)

Şu günlerde her akşam bana Doruk’u şikayet ediyor. Anne Doruk bana silah yaptı. Tataamm dedi. Ama keşke bana silah yapmasa, çiçek yapsaaaa, kelebek yapsaaaa. Demi anne.

Doruk kızımın en iyi arkadaşı mı, yoksa ilk aşkı mı hala karar veremedim :)

belki de bazen bu karışan ilişkilerden birini, arkadaşklığı yaşıyor :)

 

Evladım.Yoldaşım.Mucizem.

Ne yazsam, ne söylesem, nasıl ifade etsem tıkanıyorum. Boğazımda düğümleniyor, öyle yoğun bir his, öyle büyük, içine sığmıyor insanın, ne bileyim, yazamıyorum, gözlerim doluyor.

Bana hiç kıyamayan kızım, merhamet kuşum, hayat yoldaşım, evladım.

Ne iyi ettin de doğdun kızım, bana nasıl da hayat verdin, can verdin kızım. Meleğim, herşeyim.

Sana çoook fazla ana öğüdünde bulunabilirim şu an, hayat hakkında çok ahkam kesebilirim, ama senin o gözlerin var ya, o bakışların, sen hayatın sana çıkarması muhtemel tüm zorluklarının üstesinden gelmeyi bileceksin yavrum. Gözlerinde görüyorum bu ışığı. Benim sadece yolu birazcık açmam gerekiyor o kadar.

İnanılması güç mucizelerle senin annen olmamı sağladığı için Tanrıya şükürler olsun.

İyi ki doğdun meleğim.

Umut

Dünyanın en güzel kelimelerinden biri.

Bu sabah bir insana, bir anneye, sevgili gamze’ye hayat verebileceğimi bilerek yataktan kalktım. Müthiş bir coşku içinde, ayaklarım yerden kesiliyordu.

Gece heyecandan uyuyamadım. Benden sadece birkaç kilometre uzakta üniversite hastanesine gidicem, 3 tüp kanla birlikte bir insana, bir anneye hayat verme umudunu, onun çocuğuyla bir ömür geçirmesini sağlayabilme sevincini yaşayacağım.

Bir taraftan da hayıflandım. Neden bugüne kadar bu kadar basit br işlem için bekledim? Neden daha önce bunu düşünemedim? Organlarımın tümünü bağışladım. Ailemi de bu konuda ikna ettim. (Aile onayı olmadan bağışlasanız da anlamı yokmuş.) Ama ilik donörü olmayı hiç düşünemedim. Yazık bana. İnsanlığımdan utandım.

Gamze’nin öyküsü, çığlığı burada.

http://atakan310309.wordpress.com/

Gamze için açılan blog. burada.

http://gamzeakbas.blogspot.com/

Donör olmakla ilgili tüm soruların cevabı burada.

http://www.kokhucrebagisla.com/G%C3%B6n%C3%BCll%C3%BCVericiKayd%C4%B1.aspx

Hiçbir ücret ödemiyorsunuz, hiçbir ameliyat geçirmiyorsunuz.

Sadece 3 tüp kan.

Hayat vermeye başlayın. haydi.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 30 other followers