Herkesin babası vardır.
03 Kasım 2011 7 Yorum
Bekar annelerin en çok takıldığı konulardan biridir baba meselesi. Hele ki baba vefat ettiyse, uzaktaysa, hiçbir şekilde görüşme-iletişim imkanı yoksa ya da istenmiyorsa, bu durumda çocuğumuzun sağlıklı gelişimi için ne yapılması gerekir sorusunu kendimize sorarız. Çocuğun kız ya da erkek olmasına göre de endişelerimiz artar veya azalır.
Ben her zaman yakın çevreme, arkadaşlarıma, kızımın öğretmenine şunu söylüyorum. Ben kızımın babası yanımızda olmadığı için üzgün, eksik, yetersiz, başı eğik değilim. Bunu bir sorun olarak da görmüyorum. Ama ne zaman ki kızım bu durumu eksiklik, yetersizlik olarak görür, kendini bu nedenle mutsuz hisseder işte o zaman bu benim için büyük sorun olur.
Yani aslında uğraşmam gereken başlıca sorun, yakın çevrenin bakışlarıyla ve sözleriyle çocuğuma yanlış mesajlar vermelerini engellemektir.
Çocuğun gelişiminde erkek-kadın modellerini yeterince tanıması, kız çocuğunun bu yaşlarda bir erkeğe aşk beslemesi gerektiğini söyler uzmanlar. Hatta bazıları çocukların gelecekteki cinsel yönelimleri açısından bu dönemin önemli olduğunu söylerler. Ben buna çok fazla takılmıyorum açıkçası. Çocuk büyüdüğünde kendini nasıl, kiminle ne şekilde mutlu hissediyorsa hayatını o şekilde yaşar, bunun çok fazla rol modellerle alakası olduğuna inanmıyorum.
Benim takıldığım, önemsediğim başka bir nokta var. Çocuk olsun, büyük olsun, bir insanın etrafında ne kadar çeşitli insan varsa, ne kadar çok ilişki biçimi yaşarsa, o insan o kadar zenginleşir ve sağlıklı gelişir. Yaşlılarla, gençlerle, erkeklerle, kızlarla, yakın uzak aile bireyleriyle, komşusu, bakkalı, engellisi, teyzeleri, dayılarıyla ne kadar samimi ve içten iletişim imkanı sağlanırsa, o çocuğun gelişiminde en güzel çözüm bulunmuştur bence. Hem de bu gelişim farkına varmadan akar gider.
Peki ben bunun için neler yapmaya çalışıyorum?
1- Nine ve dedeyle iletişim:
İlber Ortaylı Hocaydı sanırım, bir kitabında şöyle birşey diyordu, ne zaman ki bizim toplum çekirdek aileye döndü, işte o zaman bu toplum çökmeye başladı. Ninelerden, dedelerden anlatılan masalları çocuklar dinleyemez oldu, Anadolu’nun binlerce yıllık kültürü yeni nesillere aktarılamadı.”
Biz hemen hemen hergün anneanne ve dedeyle birlikteyiz. ( Anam kadar güzel yemek yapamamamın da etkisi var bu sıklıkta itiraf ediyorum
Kızım onların Türk kahvelerini hazırlar, ikram eder, onlarla beraber bir iki yudum alır, dedenin bastonuyla oyunlar oynarlar. Kreşte öğrendiği egzersizleri ninesine gösterir, sırtlarına beraber merhem süreriz, ninesi kızımın başına beyaz bir tülbent bağlar gelin eder ve daha nice oyunlar. Onlar birliktelerken araya girmemeye çalışırım. Onlarla ayrı bir iletişimi olmasını çok önemsiyorum.
2- Dayılar, teyzeler, kuzenler ve komşularla ilişkiler:
Haftada en az bir kez teyzelerimizle görüşürüz, oynarız, yemek yeriz, komşularımızın tümüne selam verir, onlardan selam alır, çocuklarıyla sokakta ya da evimizde oynarız. Dayısı bazen kızdırır, bazen omuzlarına alır gezdirir, bazen bilgisayarda şarkılar dinletir. Kuzenleri ziyaret eder, top oynarlar evin içinde.
3- Bakkalımız, tüpçümüz, sucumuz, terzimiz, berberimiz.
Tümüne her sokağa çıkışımızda selam veririz, ayaküstü söyleşiriz.
4- Arkadaşları:
Özellikle kreşe başladıktan sonra yakın arkadaşı olmaya başladı. Her kreş dönüşünde arkadaşlarıyla ilgili sorular sorarım, anlattıklarına göre duygusal tepkiler veririm, arkadaşlarını ve onlarla ilişkini önemserim ve önemsediğimi belli etmeye çalışırım.
5- Öğretmeni:
Öğretmenini severiz, kreşteki diğer öğretmenlerini de sever ve her sabah ve her akşam tümüne hal hatır sorup güler yüzümüzü eksik etmeyiz.
6- Köy hayatı:
Toprakla, ağaçla, sümüklü böcekle, anasından süt gelmediği için koca biberondan sütünü içen hep aç buzağıyla (buzağının biberondan sütünü içtiğini görmesi benim mememden süt gelmediği için sana biberonla süt içirdim annecim açıklamamın üstüne nefis oturdu, bak onun da annesinden süt gelmemiş, biberonla içiyor sütünü dedik), keçilerle, samanlarla, samanların üstünden topladığı tazecik yumurtalarla, dalından kendi kopardığı zeytinlerle iletişimini önemsiyorum.
Sonuçta nerden nereye geldim. Derdimi anlatabildim mi emin de değilim. Bugün kafam çok dağınık aslında. (kreş hastalıklarından bıktım ben anti parantez.)
Tüm bu yaşananlara rağmen çocuk baba isteyebilecektir, özenecektir arkadaşlarına, sorular soracaktır. Bu sorulara cevaplar verilir, bir şekilde çocuğun kendini kötü hissetmemesi sağlanabilir. (Aksilik olmazsa bu konuda bir uzmanla söyleşiyi yakında buraya taşımaya niyetliyim.)
Ancak iki husus çok önemli bence. Bir biz analar hep dik duracağız, ikincisi imkanımız neye elveriyorsa, mümkün olduğunca farklı insanlarla, doğayla iletişimi zenginleştirmeye çalışacağız.
Son söz. Kızımla gurur duyduğum diyalog.
Kreşte. Arkadaşı sorar.
Seni kim alıyor akşam?
Kız: Annem.
Arkadaş: Beni babam alıyor.
Kız: Benim babam yok. (Gayet doğal ve net bir şekilde söylemiş)
Arkadaşı susar.
İşte herşey bu kadar doğal.
Ne güzel bir yaşam kurmuşsun kızına. Bu arada antiparantez, o kreş hastalıkları maalesef ilk sene bizi de perişan etmişti ama şu anda bütün yeni başlayan arkadaşları kırılırken, bizimki sapasağlam. Yani gerçekten de bağışıklık sistemi güçleniyor. İlerde çok rahat edecek.
Ve katılıyorum, esas uğraşmak gereken diğer insanların yanlış mesajlar vermelerini engellemek. Umarım hiç muatap olmak zorunda kalmazsınız.
Feminist Yaklaşımlar’ın son sayısında bu kalabalık aileyle ilgili Cynthia Peters’ın yazdığı bir yazının çevirisi var. İlber Ortaylı’ya da katılıyorum toplumun çöküşü çekirdek aileyle başladı:( Sen gerçekten de çok güzel bir yaşam kurmuşsun kızına. Baksana şimdiden gayet doğal bir şekilde böyle bir diyalog kurmuş
sevgili evren, sayende feminist yaklaşımlara da üye oldum ve söylediğin yazıyı okudum. gerçekten çok ilginç detaylar var içinde. Üzerinde konuşulası ve tartışılası konular.
Güzel sözlerin için de çok teşekkürler
Bu arada markalar ve yapraklar konusunda tam başarısızım. umarım koy hayatımızın ardından yaprakların tümünü öğrenirim..
Günaydın bekaranne
Yazılarını çok beğendim. Ben boşanma sonucunda bekaranne olanlardanın ve oğlumun babası fiziksel olarak var ama çok aktif bir rol’e sahip değil. Bize hep derlerdi, “Anne var ise, baba babadır. Yoksa baba da ortadan kaybolur” diye. Doğruymuş meğersem. Malesef benim oğlumun hayatında bir erkek figürü de yok. Her iki dede de kayıp yani kısacası 8 yaşına da geldiğinden dolayı biraz zorlanıyorum erkek çocuğuna bekaranne olmakta ama inatçıyım başaracağım. Kızın gibi benin oğlum da soranlara gayet net bir cevap veriyor “babam artık burada yaşamıyor” diyor. Sanırım bu biraz da bizim onlara karşı net davranmamızdan. İngilizce de derler ya; “Bir çocuğu yetiştirmek için bir köy (dolusu insan) gerekir” diye. Doğrudur. Ne yazık ki benim köyüm çok küçük ama dediğine %100 katılıyorum, mümkün olan en çok sayıda insan, ortam ve deneyim ile çocuklarımızı büyütmeliyiz.
) Kızına da sana da sağlık ve mutluluklar dilerim.
Not: senin kafan kreş hastalıklarından benimki de işten dağınık. Umarım anlatmak istediklerimi anlatmışımdır. Seni okuduğuma sevindim. Bana da beklerim
sevgili mina teşekkür ederim
8 yaş deneyimlerini öğrenmek isterdim açıkçası. Ancak anladığım kadarıyla oğlun da gayet net ve doğal karşılıyor bu durumu.
sen sonuçta bu düşüncede olduktan sonra eminim br şekilde çocuğuna koşullarınız içinde bu zenginliği yaşatıyorsundur.
İngilizler de doğru söylemişler
Size de kolaylıklar ve mutluluklar dilerim
merhaba
nihayet internette bekar anne ile ilgili bir yazı buldum sayenizde. ülkemizde google a bekar anne yazınca dahi hiçbirşey çıkmıyor. halbuki boşanmalar ayrılıklar o kadar arttı ki bekar annelerin sayısında da mutlaka büyük bir artış olması gerekli. ben hamileyken ayrıldım. oğlum 13,5 aylık. babası çok seyrek geliyor. sanırım böyle de devam edecek. heryerde yazdığı gibi erkek rol model olması için yakınlarda boşluğu dolduracak bir dede-dayı da yok. dedelerin biri ölnüş diğeri çoook yaşlı. dayı var ama seyrek görüşüyoruz ne yazık ki. en büyük korkum oğlum büyüdükçe babayı daha çok görmek istemesi, özlemesi. bununla nasıl başa çıkarım bilemiyorum şu an. keşke benim de sizinki kadar geniş bir sosyal çevrem olsa. bu nedenle ben de oğlumu 18 aylıkken en azından yarım gün oyun grubuna başlatmayı düşünüyorum. attan düşenin halinden attan düşen anlarmış. keşke internette bekar annelerin dertleşebileceği bir site olsa.
sevgili nefise. Ben de ve çevremdeki bekar pekçok anne de bu dertten muzdaribiz cidden. Bu blogu açma nedenlerimden biri de budur.
benim aklımdaki projelerden biri de, bekar annelerin dertleşebileceği bir ortam yaratmak nette, forum olur, başka bir site olur. Nasıl olur bilmiyorum ama niyetim var bakalım.
Sana da kolaylıklar diliyorum, oğlunu ve seni öpüyorum.
sevgilerimle.
bence internette bekar anneler ile ilgili güzel bir site kurulabilirse bunu ilk başaran zengin de olabilir
) kadınlar kulübü, nurturia gibi çok tıklanan sitelerde bile bekar annelerle ilgili paylaşım, bölüm yok ne yazık ki.